Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gazi Yıldırım, dünyada her yıl 274 bin kadının, rahim ağzı kanseri dolayısıyla hayatını kaybettiğini belirterek, erken tanı için yıllık muayenenin aksatılmadan yapılması gerektiğini bildirdi.
Doç. Dr. Yıldırım, yaptığı açıklamada, meme, rahim ağzı, kolon, mide, akciğer ve yumurtalık kanserlerinin, kadınlarda en sık görülen kanserler arasında bulunduğunu vurgulayarak, “Çoğu genital kanser, taranmamış kadınlarda gelişir. Üreme çağındaki kadınlarda, kitle veya kist, adet düzeninin bozulması, ara kanama, rahim ağzı, vajina ve vulvada büyüyen kitle, ülser, yara, ilişki sonrası kanama, aniden ortaya çıkan işeme ve dışkılama bozuklukları görüldüğünde kanserden şüphelenilmeli. Menopozdaki kadınlar ise vajina kanamaları ve anormal akıntı durumunda doktora başvurmalı” dedi.
HER YIL 762 KADININ ÖLÜM SEBEBİ
Dünyada her yıl 274 bin kadının rahim ağzı kanseri dolayısıyla hayatını kaybettiğini ifade eden Yıldırım, “Her yıl 493 bin kadına ise rahim ağzı kanseri tanısı konuluyor. Türkiye'de her yıl rahim ağzı kanseri dolayısıyla beklenen ölüm sayısı 762. Her yıl beklenen olgu sayısı ise bin 364” diye konuştu.
BUNLAR KANSER BELİRTİSİ
Yıldırım, kanlı, sulu akıntı, ilişki sonrası lekelenme, ağrısız adet arası kanamalarının rahim ağzı kanseri belirtileri arasında olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Rahim ağzı kanserinde risk faktörleri arasında HPV, erken seksüel aktivite, çoklu partner, AIDS, cinsel temasla geçen hastalık öyküsü ve sigara kullanımı yer almakta. Yapılan araştırmalar, rahim ağzı kanserine yol açan HPV DNA'sının, rahim ağzı kanseri hücrelerinin yüzde 99.7'sinde saptandığını göstermektedir.”
PAP SMEAR RAHİM AĞZI KANSERİNİN TESPİTİ İÇİN ETKİLİDİR
Rahim ağzı kanserine yol açan virüs olan HPV'nin önlenmesi durumunda, kanserin ortadan kalkma olasılığı bulunduğunu anlatan Doç. Dr. Yıldırım, “Rahim ağzı kanserinin erken tanısı için yıllık muayene aksatılmadan yaptırılmalıdır. Pap smear ve kolposkopi gereklidir. Pap smear, rahim ağzı kanserinin tespiti için etkilidir. Cinsel aktivite başladıktan sonra taramaya başlanabilir. Sonrasında da yıllık taramalara devam edilmelidir” dedi.
Yıldırım, rahim ağzı kanserinden korunmak için öncelikle hastalığın nedeninin önlenmesi gerektiğini vurgulayarak, hastalığın gelişmesi durumunda ise erken tanı ve tedavinin çok önemli olduğunu kaydetti.
TEK EŞLİLİK ÖNEMLİ
Rahim ağzı kanserinden korunmak için danışmanlık alınması gerektiğini belirten Yıldırım, “İlişkide prezervatif kullanılmalı, tek eşlilik tercih edilmelidir. Gerekli taramalar düzenli olarak gerçekleştirilmeli” diye konuştu.
Doç. Dr. Yıldırım, rahim kanserinin de en sık görülen genital kanserler arasında olduğunu ifade ederek, rahim kanserinin, genelde 60'lı yaşlardan sonra ortaya çıktığını, yine kadınlarda görülme sıklığı ön sıralarda olan yumurtalık kanserinin de genellikle ileri yaşlarda meydana geldiğini sözlerine ekledi.
13 Aralık 2012 Perşembe
7 Aralık 2012 Cuma
E-reçete sevildi
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı Fatih Acar, bugüne kadar sağlık hizmet sunucularından MEDULA Sistemi'ne girilen e-reçetelerin yüzde 76,19'unun aile hekimlikleri, yüzde 14,59'unun özel hastaneler, yüzde 8,09'unun devlet hastaneleri ve yüzde 1,13'ünün de üniversite hastaneleri tarafından oluşturulduğunu söyledi.
Acar, yaptığı açıklamada, Türkiye açısından son derece önemli olan e-reçete uygulamasını 1 Temmuz itibarıyla hayata geçirdiklerini hatırlattı.
e-reçete uygulamasının doktorlar, eczaneler ve hastalar için birçok kolaylığı barındırdığını ifade eden Acak, “1 Temmuz tarihi çok önemli bir tarihti, burada önemli sıkıntılar yaşanabilirdi ama çok şükür çok ciddi sıkıntılar yaşamadık. Sadece ilk gün, bizim hizmet aldığımız telekomünikasyon firmasının 3 saatten fazla hizmet sunamamasından kaynaklanan, yani SGK ile ilgisi olmayan bir olay nedeniyle biraz sıkıntı yaşadık” dedi.
e-reçete uygulamasının doktorlar, eczaneler ve hastalar için birçok kolaylığı barındırdığını ifade eden Acak, “1 Temmuz tarihi çok önemli bir tarihti, burada önemli sıkıntılar yaşanabilirdi ama çok şükür çok ciddi sıkıntılar yaşamadık. Sadece ilk gün, bizim hizmet aldığımız telekomünikasyon firmasının 3 saatten fazla hizmet sunamamasından kaynaklanan, yani SGK ile ilgisi olmayan bir olay nedeniyle biraz sıkıntı yaşadık” dedi.
Bugün gelinen noktada sıkıntıların önemli ölçüde görülmediğini bildiren Acar, şöyle devam etti:
“Bunu zaten her gün takip ediyoruz. 10 büyük ilimizde çalışma ekipleri kurduk, bu arkadaşlarımız sahaya iniyorlar, 10 büyük ilimizdeki fotoğrafı her günün sonunda bana getiriyorlar. Ben de uygulamamızın nasıl olduğunu takip ediyorum. Şu an itibarıyla geldiğimiz noktada, sistem güzel bir şekilde işliyor, devam ediyor. Ama takdir edersiniz, çok önemli, büyük bir sistem, milyonları ilgilendiren bir sistem. Zaman zaman teknik sıkıntılar olabilir, arızalar olabilir ama inşallah sisteme tam anlama geçtiğimizde Türkiye açısından çok önemli bir kazanım gerçekleşmiş olacak.”
DOKTORLARA ÇAĞRI: "ŞİFRELERİNİZİ ALIN"
Haziran ayı ile Eskişehir, Konya ve İstanbul'da başlatılan pilot uygulamanın 13 Haziran'dan sonra Türkiye'ye yayıldığını anımsatan Acar, pilot uygulamanın yürütüldüğü bir aylık süre içerisinde, 1 milyon 629 bin 829 e-reçete üretildiğini açıkladı.
Acar, e-reçete uygulamasını başlatmadan önce tüm doktorlara sistemden şifreleri almaları yönünde çağrıda bulunduklarını, uygulanma başlamadan şifre alan doktor sayısının 50 bin 450 olduğunu bildirdi.
Şu anda 110 bin doktorun aktif olduğunu belirten Fatih Acar, şunları kaydetti:
“110 bin doktorun 71 bin 829'u şifrelerini almışlar. Biz, şifresini almayan diğer doktorlarımıza da en geç 1-2 hafta içerisinde bu şifrelerinizi de alın diyoruz. Uygulamanın e-reçete ve kağıt reçete olarak devam etmesinin nedeni, vatandaşlarımızın bir mağduriyet yaşamamasıdır. Yoksa, SGK olarak 1 Temmuz itibarıyla bu sisteme geçtik. Tüm doktor arkadaşlarımız şifrelerini alsınlar, doktorlarımız bu hassasiyet göstersin.”
"E-REÇETELERİN ECZANELER TARAFINDAN KARŞILAMA ORANI YÜZDE 64"
SGK Başkanı Acar, e-reçete uygulamasının başladığı 1 Temmuz'dan itibaren gerçekleşen rakamlara ilişkin, “1-4 Temmuz 2012 tarihleri arasında toplam 3 milyon 139 bin 160 adet reçete üretilmiş. Bunların 1 milyon 652 bin 253 adedi e-reçete olarak sisteme girilmiş. Yaklaşık yüzde 50 oranında sisteme e-reçete olarak kayıt gerçekleşmiş. Bu, bu kadar kısa sürede sevindirici bir neticedir” dedi.
Sağlık Hizmet Sunucuları tarafından MEDULA Sistemine kaydedilen 1 milyon 652 bin 253 e-reçetenin, 1 milyon 57 bin 386'sının eczaneler tarafından sisteme girildiğini ifade eden Acar, hastaların ilaçlarını sorunsuz bir şekilde aldığına dikkati çekti.
Acar, “Sağlık hizmet sunucularından girilen e-reçetelerin eczaneler tarafından karşılanma oranı yüzde 64 oldu. Bu önemli bir orandır, ama biz istiyoruz ki 1 ay içinde sistemi hep beraber oturtalım” diye konuştu.
81 İLİMİZDE AİLE HEKİMLİKLERİ TARAFINDAN E-REÇETE YAZILIYOR
e-reçete uygulamasını 1 ay içinde hedeflenen şekilde işletmeyi amaçladıklarını anlatan Acar, bugüne kadar sağlık hizmet sunucularından MEDULA Sistemi'ne girilen e-reçetelerin yüzde 76,19'unun aile hekimlikleri, yüzde 14,59'unun özel hastaneler, yüzde 8,09'unun devlet hastaneleri ve yüzde 1,13'ünün de üniversite hastaneleri tarafından oluşturulduğunu söyledi.
Acar, uygulamaya ilişkin şu bilgileri verdi:
“Şu anda 81 ilimizde aile hekimlikleri tarafından e-reçete yazılıyor. Devlet hastanelerimize bakıldığı zaman, 900 devlet hastanesi olduğu düşünülürse 639 tesiste tam olmasa bile şifre alınmış ve e-reçete yapılabiliyor. Özel hastanelerimizde bin 191 tesiste e-reçete yazılabiliyor, toplam bin 850 tesisimiz var. 88 üniversite hastanemizin 63'ünde e-reçete yazılabiliyor. Bu, 63 üniversitemizin tamamında yüzde 100 e-reçete yazıldığı anlamına gelmiyor. Burada şifre almamış doktorlarımız olabilir. Biz, e-reçete yazılan tüm hastanelerimizdeki şifre almayan doktorlarımızın şifre alarak sisteme girmesini ve hiç sisteme girmeyen hastanelerimizin hazırlıkları yapıp sisteme girmelerini istiyoruz.”
ECZACILAR DA SİSTEMDEN MEMNUN
Türk Eczacıları Birliği (TEB) ile de süreç içinde sık sık görüştüklerini ifade eden Acar, eczacıların da sistemden memnun olduğunu dile getirdi.
Başlangıçta, zaman zaman teknik sorunlar yaşanabileceğine işaret eden Acar, “Eczaneye gidildiği zaman vatandaşımız bazen kısa da olsa beklemek zorunda kalabilir. Muhtemel sorunlar yaşanabilir ama bu çerçevede biraz daha anlayış, hoşgörü bekliyoruz. Çünkü Türkiye açısından önemli bir sistem” dedi.
Acar, e-reçete uygulamasıyla kağıt tasarrufu sağlanacağını, kırtasiye işlemlerinin ve arşiv ihtiyacının ortadan kaldırılacağını, suistimallerin engelleneceğini, hata ve karışıklıkların önüne geçileceğini vurguladı.
Başlangıçta, zaman zaman teknik sorunlar yaşanabileceğine işaret eden Acar, “Eczaneye gidildiği zaman vatandaşımız bazen kısa da olsa beklemek zorunda kalabilir. Muhtemel sorunlar yaşanabilir ama bu çerçevede biraz daha anlayış, hoşgörü bekliyoruz. Çünkü Türkiye açısından önemli bir sistem” dedi.
Acar, e-reçete uygulamasıyla kağıt tasarrufu sağlanacağını, kırtasiye işlemlerinin ve arşiv ihtiyacının ortadan kaldırılacağını, suistimallerin engelleneceğini, hata ve karışıklıkların önüne geçileceğini vurguladı.
Baş Ağrısı Belirtileri ve Tedavisi
Baş ağrısı günlük yaşamda en sık görülen yakınmalardan biridir ve çok çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre en fazla işgücü kaybına yol açan tıbbi sorunlar arasındadır. Baş ağrısı kendi başına bir hastalık olabildiği gibi (migren,gerilim tipi baş ağrısı), başka hastalıkların öncü belirtisi de olabilir (kanama veya tümör ağrıları gibi). Bu nedenle, baş ağrılarında doğru ve etkili ayırıcı tanı çok önemlidir.
Başağrısı kimlerde görülür?
Gerilim tipi baş ağrısı sıklığı toplumlarda %30-80 arasında değişmekte , kadın ve erkek arasında önemli bir fark bulunmamaktadır. Ülkemizde 15-45 yaş grubunda migren sıklığı ise %16.4 olarak tespit edilmiştir.Kadınlarda erkeklerden 2 kat daha fazla görülmektedir.
Başağrısı etmenleri nelerdir?
Baş ağrısına yol açan yapılar, beyni besleyen büyük atardamar ve toplardamarlar, beyin zarları, dişler, gözler, burun, kulaklar, sinüsler, ense ve sırt kaslarıdır. Tüm ağrı duyusunun oluştuğu ve yorumlandığı yapı olan beyin ise ağrısız bir organdır .
Hastalık tanısında kullanılan yöntemler nelerdir?
Baş ağrılı hastalarda hem sistemik muayenenin bir parçası olması, hem de kullanılacak ilaçların yan etkilerinin takip edilebilmesi açısından her hastaya bir kez rutin biyokimyasal ve hematolojik inceleme yapılmalıdır. Menenjit, beyin kanaması, yüksek veya düşük BOS basınç sendromu tanısı şüphesi olan hastalara lomber ponksiyon yapılmalıdır. Yeni başlangıçlı, atipik özelliği olan, nörolojik muayenesi normal olmayan hastalarda kranial MR çekilmelidir.
Başağrısında tedavi ilkeleri:
Basagrisinda koruyucu tedavi yontemleri
Baş ağrısı atak sırasında tedavi yontemleri
KIRMIZI BAYRAK BULGULARI:
1-‘İlk veya en kötü’ baş ağrısı
2-Yeni veya farklı baş ağrısı
3-Sıklığı veya şiddeti progresif artan baş ağrısı
4-Yeni başlayan baş ağrısı;
• Kanserli hastada
• 50 yaş üzerinde
• Kafa travması ardından
5-Egzersizle ortaya çıkan baş ağrısı
6-Belirli bir paterne uymayan baş ağrısı
7-Tedaviye yanıt vermeyen baş ağrısı
DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER:
• Baş ağrınız aniden ortaya çıkıyorsa
• Zamanla şiddeti artıyorsa
• Çift görmenize neden oluyor, halsizliğinizi artırıyor veya duyu kaybına neden oluyorsa
• 50 yaşından sonra ortaya çıkmışsa
• Başınıza aldığınız bir darbe veya kaza sonrası ortaya çıkmışsa
• Boynunuzda sertlik veya ateş şeklinde kendini gösteriyorsa
• Alışmadığınız bir durum yaratıyorsa
• Şu ana kadar başınızın hiç böyle ağrımadığını düşünüyorsanız doktorunuza
başvurmanız önerilir.
HASTALAR İÇİN ÖNERİLER:
1-Yaşam biçiminizi düzenleyin;
• Düzenli uyumaya özen gösterin
• Yemeklerinizi düzenli yiyin, öğün atlamayın
• Diyetinizdeki bilinen tetikleyicilerden kaçının
• Düzenli aerobik egzersiz ( yüzmek, bisiklete binmek vb )yapın,
• İhtiyaç halinde dinlenmek, sıcak banyo yapmak veya buzlu kompres gibi basit
uygulamaları ihmal etmeyin.
2-Emosyonel stres nedenlerinizi mümkün olduğunca azaltın;
3-Çevresel tetikleyicilerden kaçının;
• Güneş gözlüğü takın
• Sigara, güçlü kokular ve gürültülü alanlardan uzak durun
• Aşırı kafein tüketiminden uzak durun
• Uygun postürü sağlamaya ve sürdürmeye özen gösterin
• İlaç aşırı kullanımından uzak durun
MİGREN
28 milyondan fazla Amerikalı — kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazlası — migren ağrılarından muzdariptir. Bu ağrılar çoğu zaman çok şiddetli olur. Migren ağrıları normal başağrılarına göre çok daha şiddetlidir ve genellikle kişiyi iş yapamaz duruma getirir. Bazı durumlarda bu ağrılar önceden hissedilebilir. (aura) Gözlerde ışık parlama hissi, kör noktalar ve kol ve bacaklarda gariplikler gibi auralarla migrenin başlayacağını bazı kişiler önceden anlayabilir. Bunun dışında migren kusma ve ışığa ve sese aşırı duyarlılıkla birlikte gelebilir. Migren ağrıları kişiyi işgöremez hale getirebilir ve bu saatler hatta günler sürebilir.
Son zamanlarda migren tedavisinde oldukça başarılı ilerlemeler vardır. Ancak buna rağmen henüz migrene kesin bir tedavi bulunamamıştır. İlaçlar ve tedaviyle migren sıklıkları ve başlayan ağrılar durdurulabilmektedir
Son zamanlarda migren tedavisinde oldukça başarılı ilerlemeler vardır. Ancak buna rağmen henüz migrene kesin bir tedavi bulunamamıştır. İlaçlar ve tedaviyle migren sıklıkları ve başlayan ağrılar durdurulabilmektedir
BELİRTİLER VE SEMPTOMLAR
Tipik bir migren atağı aşağıdaki semptomlardan birini veya fazlasını gösterebilir:
Çoğu migren hastası sadece kafasının bir tarafında ağrı hissederken bazıları her iki taraftada ağrı hisseder.
Zonklamalı baş ağrısı.
Fiziksel aktiviteyle artan başağrısı.
Günlük olağan aktiviteleri engelleyen ağrı.
Kusmalı yada kusmasız mide bulantısı.
Işığa ve sese karşı hassaslık.
Tedavi kullanılmadığı zamanlarda migren 4 saatten 72 saate kadar sürebilir. Ne sıklıkta görülebileceği kişiden kişiye değişir. 1 Ayda üç dört defa migren olabileceği gibi iki yılda 1 kerede migren olduğu gözlenebilir.
Tüm migren ağrıları aynı değildir. Çoğu insan migrene habersiz yakalanır. (aurasız) Bazıları ise migrenden 15-30 dakika öncesinde aura hissetmeye başlar ve ardından migren gelir. Auralar ağrı başladıktan sonrada görülmeye devam edebilir.
Auralar genelde:
Flaş hissi
Görüş alanınızda zigzag lar
Görüş alanınızda yavaşça yayılan kör noktalar
Kol ve bacaklarda iğnelenme hissi
Bazen konuşmada bozulmalar olarak görülebilir.
Aura olsada olmasada bu belirtiler migren krizinden birkaç saat önce hatta bir gün önce bile görülebilir. Bu durumlarda:
Aşırı enerjik hissetme
Tatlı yeme isteği
Susama
Uyuşukluk
Depresif mod
Görülebilir.
SEBEPLERİ
Baş ağrıları hakkında çok fazla şey bilinmesede bazı doktorlar sinir sistemindeki temel ağrı yolundaki değişikliklerden ve bazı beyin kimyasallarındaki dengesizliklerden şüphelenmektedir.
Başağrısı sırasında serotonin seviyesi düşer. Bunun sonucunda trigeminal sinirin neuropeptitler salgıladığı düşünülmektedir ki bunlar beynin dış kısmında bulunur. Bunlar kan damarlarını genişletir ve şişirir. Bunun sonucu ağrı olarak çıkar.
Ağrı sırasında magnezyum seviyesinin düşmesi ise migreni tetikleyen faktörler arasında düşünülebilir.
MİGRENİ TETİKLEYEN ETKENLER
Kesin olmamakla birlikte aşağıdaki unsurların migreni tetiklediği düşünülmektedir:
Hormonal Değişiklikler: Kesin bir ilişki kurulamamakla birlikte hormonal değişiklikler özellikle kadınlarda migreni etkilemektedir. Hormonal ilaçlarda migren düzeni kötü yönde etkileyebilir.
Yemekler: Bazı kişilerde bazı yemekler ağrıyı tetikler. Alkol, özellikle bira ve kırmızı şarap, yıllanmış peynirler, çikolata, marine yemekler, kafein, bazı Asya yemekleri ve birçok konserve türünün migreni tetikleyebileceği düşünülmektedir.edient in some Asian foods; certain seasonings; and many canned and processed foods. Skipping meals or fasting also can trigger migraines.
Stres:Yoğun iş temposunun ardından gelen rahatlama haftasonunda migrene yol açabilmektedir.
Çevresel Uyarıcılar: Parlak ışık ve güneş ışığı, farklı tatlarBazı kokular (parfüm ve çiçek kokuları dahil) tiner türevi kokular ve özellikle içilmiş sigara kokusu migreni olumsuz etkiler.
Hormonal Değişiklikler: Kesin bir ilişki kurulamamakla birlikte hormonal değişiklikler özellikle kadınlarda migreni etkilemektedir. Hormonal ilaçlarda migren düzeni kötü yönde etkileyebilir.
Yemekler: Bazı kişilerde bazı yemekler ağrıyı tetikler. Alkol, özellikle bira ve kırmızı şarap, yıllanmış peynirler, çikolata, marine yemekler, kafein, bazı Asya yemekleri ve birçok konserve türünün migreni tetikleyebileceği düşünülmektedir.edient in some Asian foods; certain seasonings; and many canned and processed foods. Skipping meals or fasting also can trigger migraines.
Stres:Yoğun iş temposunun ardından gelen rahatlama haftasonunda migrene yol açabilmektedir.
Çevresel Uyarıcılar: Parlak ışık ve güneş ışığı, farklı tatlarBazı kokular (parfüm ve çiçek kokuları dahil) tiner türevi kokular ve özellikle içilmiş sigara kokusu migreni olumsuz etkiler.
Fiziksel Etkenler: Cinsel ilişki, uyku düzeninde değişiklik vs. migreni tetikleyebilir. Çevresel Değişimler: Hava değişikliği,mevsim, yükseklik, basınç ve zaman dilimi değişiklikleri migreni tetikleyebilir.
İlaçlar: Bazı belli ilaçlar migreni etkileebilir.
İlaçlar: Bazı belli ilaçlar migreni etkileebilir.
TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Eskiden migrenin tek çözümü Aspirin ken şimdi migrene özel birçok ilaç bulunmakta. Temelde ilaçlar iki gruba ayrılmaktadır:
Ağrı Azaltıcı/Geçirici İlaçlar: Ağrı başladıktan sonra durdurulmasında kullanılır.
Önleyici İlaçlar: Bu tür ilaçlar migreni önlemek veya azaltmak için kullanılır.
Bazı ilaçlar hamilelikte ve emzirmede tavsiye edilmemektedir. Bazıları çocuklarda kullanılamamaktadır.
Önleyici İlaçlar: Bu tür ilaçlar migreni önlemek veya azaltmak için kullanılır.
Bazı ilaçlar hamilelikte ve emzirmede tavsiye edilmemektedir. Bazıları çocuklarda kullanılamamaktadır.
2 Aralık 2012 Pazar
Sezaryen için tek şartı açıkladı
Sezaryen ile ilgili yasa tasarısı meclisten geçti. Yasa bundan böyle "tıbbi gereklilik olmadan kadınlar sezaryen yaptıramayacak" diyor.
CNN Türk'e konuk olan Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise bu maddeye açıklık getirdi "Tıbbi gereklilik olmadan yaptıramayacak ama bir kadının sadece doğum korkusu olmasını bile tıbbi gereklillik sayıyoruz. Kanunu bu şekilde yazmamızın en önemli sebebi şudur, normal doğum ve sezaryen kadınlarımızın önüne iki normal seçenekmiş gibi çıkarıldı. Normal doğum mu sezaryen mi? Doktora ne farkı var denildiğinde: 'Hiçbir farkı yok. İkisi de aynı ama sezaryen yapalım.' denemeyecek." dedi.
RUHSAL AÇIDAN ARZU ETMESİ YETERLİ
Bakan Akdağ kadınların sezaryeni sadece ruhsal açıdan şiddetle arzu etmesini bile tıbbi gereklilik sayacaklarını belirterek tıbbi gereklilik olmadan yapan doktora da ceza verileceğini açıkladı: Bunlar kötü tıp uygulamaları çerçevesinde değerlendirilecek. Hem ceza yasamızda hükümler var hem de idari yaptırımlarımız olabilecek. Mesela gereksiz sezaryen oranları yüksekse o kuruma eğitim vereceğiz." Sezaryen ile ilgili araştırmalara da değinen Recep Akdağ: Sezaryenle doğan bebekler normal doğan bebeklere göre iki misli obez oluyorlar. Sezaryen ityaç olduğunda başvurulabilecek bir yöntemdir. İhtiyaç varsa zaten yapacak bir şey yok." dedi.
YASAK DEĞİL NORMAL DOĞUMA ÖZENDİRME
Sezaryen oranlarının düşürülmesine yönelik çalışmaların henüz netleşmediğini, ama bununla ilgili öngörüşmeler yaptıklarını bildiren Akdağ, şöyle konuştu:
“Biz meseleyi başından beri bir yasaklama meselesi gibi ele almıyoruz, böyle de almadık. Bu toplu bir program. Bir taraftan insanlar istedikleri zaman güvenli bir biçimde buna ulaşabilsinler ama bu çok nadirleşsin istiyoruz. Bu mutat bir yol, normal bir yol gibi algılanmasın istiyoruz. Bunun için bir çok tedbir alacağız. Normal doğumun özendirilmesi, normal doğuma, özellikle ilk doğumlara daha fazla ödeme yapılması, bizim Sağlık Bakanlığı hastaneleri için söylüyorum, performansın artırılması gibi bir dizi tedbir olabilecek. Bunlara ilişkin detayları Bakanlar Kurulu'na sunacağımız raporda bekleyin.”
OBEZİTEYLE MÜCADELE
Obeziteyle mücadele kampanyasıyla ilgili değerlendirmelerde de bulunan Akdağ, olumlu tepkiler aldıklarını belirterek, “Ama çok zamana ihtiyaç var. Bu kampanya aslında bizim halkımızda farkındalığı artırmak için attığımız ilk adımlar. Daha önce de küçük küçük ısınma adımları atmıştık. Ama şimdi insanların özellikle kendi vücutları hakkında bir fikir sahibi olmalarını sağlamaya çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Bu meseleyi kişilerin kendilerinin çözmesi gerektiğini ifade eden Akdağ, “Hiç kimsenin yerine hareket de edemeyiz, yediğimiz miktarı da azaltamayız yediğimiz porsiyonu da küçültemeyiz” dedi.
Kampanyanın iki teması bulunduğunu, bunlardan birinin porsiyonların küçültülmesi, diğerinin de daha çok hareket edilmesi olduğunu dile getiren Akdağ, “10 bin adım” mesajının ise sembolik olduğunu vurguladı.
Akdağ, şunlara dikkati çekti:
“Siz 10 bin adım atamıyor olabilirsiniz ama günlük spor yapıyorsunuzdur, yüzüyorsunuzdur ya da bir spor salonunda ya da evinizde egzersiz programınız vardır. Mutlaka hareket etmek gerekiyor. Belli yaşa göre nabzınızı birazcık harekete geçirecek, hızlandıracak hareketler yapmak gerekiyor metabolizmayı iyice harekete geçirmek için. Maalesef biz millet olarak çok hareketsiz bir millet haline geldik.”
KÜLTÜREL DEĞİŞİM
Hızlı şehirleşmenin beraberinde kültürü de değiştirdiğine işaret eden Akdağ, “İnsanımızın yüzde 70'i hareket etmiyor. İnsanımızın yüzde 70'ine yakını aynı zamanda kilolu ve obez. İkisini bir araya getirirseniz üçte birimiz normaliz, üçte birimiz kiloluyuz, üçte birimiz de obeziz. Obez artı kiloluları şöyle bir toplayın, üçte ikiye denk geliyor. Üçte iki de muhtemelen aynı üçte iki. Hareket de etmiyor. Uzun süre televizyon karşısında oturmalar, bilgisayarlar.”
Kadınlarda şişmanlık oranının daha yüksek olduğunu belirten Akdağ, “Kadınlarımızın şu ikindi günleri, ikindilerde gün yapıyor kadınlar. Bütün Türk kadınlarına sesleniyorum, bu günlerde birbirinize sebze ağırlıklı ikramlarda bulunalım kalorisi düşük içecekler, yiyeceklerle ikram yapalım. Bir ziyarete gittiğinizde orada üç çeşit tuzlu, iki çeşit tatlı, hamur işleri filan varsa zayıflamak filan hiç bunlar söz konusu edilemez, bir taraftan da kilo almaya devam edersiniz. Yaşam biçimini değiştirmek gerekiyor. Biz farkındalık oluşturacağız, belediyelerimiz diğer kuruluşlarımız çevreyi iyileştirecek, böyle gidecek.”
Bunun uzun süreli bir mücadele olduğunu, kazanmak için de farkındalığın geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Akdağ, “Sigarada bunu çok iyi başardık. Ama sigarada iş biraz daha kolaydı. Çünkü sigaranın zararını herkes biraz kabullenmiş durumdaydı. Oysa yeme içmeyle ilgili bu farkındalık düşük” değerlendirmesinde bulundu.
Gazetelere ilan verdiklerini, bilboardları kullandıklarını hatırlatan Sağlık Bakanı Akdağ, basının buna ilgi göstermesinin önemine işaret etti.
CNN Türk'e konuk olan Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise bu maddeye açıklık getirdi "Tıbbi gereklilik olmadan yaptıramayacak ama bir kadının sadece doğum korkusu olmasını bile tıbbi gereklillik sayıyoruz. Kanunu bu şekilde yazmamızın en önemli sebebi şudur, normal doğum ve sezaryen kadınlarımızın önüne iki normal seçenekmiş gibi çıkarıldı. Normal doğum mu sezaryen mi? Doktora ne farkı var denildiğinde: 'Hiçbir farkı yok. İkisi de aynı ama sezaryen yapalım.' denemeyecek." dedi.
RUHSAL AÇIDAN ARZU ETMESİ YETERLİ
Bakan Akdağ kadınların sezaryeni sadece ruhsal açıdan şiddetle arzu etmesini bile tıbbi gereklilik sayacaklarını belirterek tıbbi gereklilik olmadan yapan doktora da ceza verileceğini açıkladı: Bunlar kötü tıp uygulamaları çerçevesinde değerlendirilecek. Hem ceza yasamızda hükümler var hem de idari yaptırımlarımız olabilecek. Mesela gereksiz sezaryen oranları yüksekse o kuruma eğitim vereceğiz." Sezaryen ile ilgili araştırmalara da değinen Recep Akdağ: Sezaryenle doğan bebekler normal doğan bebeklere göre iki misli obez oluyorlar. Sezaryen ityaç olduğunda başvurulabilecek bir yöntemdir. İhtiyaç varsa zaten yapacak bir şey yok." dedi.
YASAK DEĞİL NORMAL DOĞUMA ÖZENDİRME
Sezaryen oranlarının düşürülmesine yönelik çalışmaların henüz netleşmediğini, ama bununla ilgili öngörüşmeler yaptıklarını bildiren Akdağ, şöyle konuştu:
“Biz meseleyi başından beri bir yasaklama meselesi gibi ele almıyoruz, böyle de almadık. Bu toplu bir program. Bir taraftan insanlar istedikleri zaman güvenli bir biçimde buna ulaşabilsinler ama bu çok nadirleşsin istiyoruz. Bu mutat bir yol, normal bir yol gibi algılanmasın istiyoruz. Bunun için bir çok tedbir alacağız. Normal doğumun özendirilmesi, normal doğuma, özellikle ilk doğumlara daha fazla ödeme yapılması, bizim Sağlık Bakanlığı hastaneleri için söylüyorum, performansın artırılması gibi bir dizi tedbir olabilecek. Bunlara ilişkin detayları Bakanlar Kurulu'na sunacağımız raporda bekleyin.”
| Sezaryende son nokta |
OBEZİTEYLE MÜCADELE
Obeziteyle mücadele kampanyasıyla ilgili değerlendirmelerde de bulunan Akdağ, olumlu tepkiler aldıklarını belirterek, “Ama çok zamana ihtiyaç var. Bu kampanya aslında bizim halkımızda farkındalığı artırmak için attığımız ilk adımlar. Daha önce de küçük küçük ısınma adımları atmıştık. Ama şimdi insanların özellikle kendi vücutları hakkında bir fikir sahibi olmalarını sağlamaya çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Bu meseleyi kişilerin kendilerinin çözmesi gerektiğini ifade eden Akdağ, “Hiç kimsenin yerine hareket de edemeyiz, yediğimiz miktarı da azaltamayız yediğimiz porsiyonu da küçültemeyiz” dedi.
Kampanyanın iki teması bulunduğunu, bunlardan birinin porsiyonların küçültülmesi, diğerinin de daha çok hareket edilmesi olduğunu dile getiren Akdağ, “10 bin adım” mesajının ise sembolik olduğunu vurguladı.
Akdağ, şunlara dikkati çekti:
“Siz 10 bin adım atamıyor olabilirsiniz ama günlük spor yapıyorsunuzdur, yüzüyorsunuzdur ya da bir spor salonunda ya da evinizde egzersiz programınız vardır. Mutlaka hareket etmek gerekiyor. Belli yaşa göre nabzınızı birazcık harekete geçirecek, hızlandıracak hareketler yapmak gerekiyor metabolizmayı iyice harekete geçirmek için. Maalesef biz millet olarak çok hareketsiz bir millet haline geldik.”
KÜLTÜREL DEĞİŞİM
Hızlı şehirleşmenin beraberinde kültürü de değiştirdiğine işaret eden Akdağ, “İnsanımızın yüzde 70'i hareket etmiyor. İnsanımızın yüzde 70'ine yakını aynı zamanda kilolu ve obez. İkisini bir araya getirirseniz üçte birimiz normaliz, üçte birimiz kiloluyuz, üçte birimiz de obeziz. Obez artı kiloluları şöyle bir toplayın, üçte ikiye denk geliyor. Üçte iki de muhtemelen aynı üçte iki. Hareket de etmiyor. Uzun süre televizyon karşısında oturmalar, bilgisayarlar.”
Kadınlarda şişmanlık oranının daha yüksek olduğunu belirten Akdağ, “Kadınlarımızın şu ikindi günleri, ikindilerde gün yapıyor kadınlar. Bütün Türk kadınlarına sesleniyorum, bu günlerde birbirinize sebze ağırlıklı ikramlarda bulunalım kalorisi düşük içecekler, yiyeceklerle ikram yapalım. Bir ziyarete gittiğinizde orada üç çeşit tuzlu, iki çeşit tatlı, hamur işleri filan varsa zayıflamak filan hiç bunlar söz konusu edilemez, bir taraftan da kilo almaya devam edersiniz. Yaşam biçimini değiştirmek gerekiyor. Biz farkındalık oluşturacağız, belediyelerimiz diğer kuruluşlarımız çevreyi iyileştirecek, böyle gidecek.”
Bunun uzun süreli bir mücadele olduğunu, kazanmak için de farkındalığın geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Akdağ, “Sigarada bunu çok iyi başardık. Ama sigarada iş biraz daha kolaydı. Çünkü sigaranın zararını herkes biraz kabullenmiş durumdaydı. Oysa yeme içmeyle ilgili bu farkındalık düşük” değerlendirmesinde bulundu.
Gazetelere ilan verdiklerini, bilboardları kullandıklarını hatırlatan Sağlık Bakanı Akdağ, basının buna ilgi göstermesinin önemine işaret etti.
Arılar “zamanı geri alabiliyor”
Yaşlı bal arılarının beyinlerinin, genç arılara özgü sosyal işleri yaptıklarında gençleştiği belirlendi.
Amerikalı ve Norveçli bilim adamlarının yaptığı araştırma, yaşlı arıların yuvada sosyal sorumluluk üstlenmesinin beyinlerindeki moleküler yapının değişmesini sağladığını gösterdi.
Araştırmaya imza atanlardan Gro Amdam, daha önce yapılan araştırmalardan arıların yuvada kaldıklarında ve larvalarla ilgilendiklerinde beyinlerinin aktif olduğunu, yuvadan ayrıldıktan sadece iki hafta sonra ise bu hayvanların kanatlarının zayıfladığı, tüylerinin döküldüğü ve beyin faaliyetlerinin durduğunun bilindiğini belirtti.
Amdam, bu bulgulardan yola çıkarak yaşlı arıların yeniden larvalarla ilgilendiklerinde beyinlerinin nasıl etkileneceğini araştırdıklarını ifade etti.
Araştırmacılar, yuvadan larvalarla ilgilenen genç arıları çıkardı ve sadece kraliçe arı ve larvaları bıraktı. Bazı yaşlı arılar besin aramaya gitti, bazı yaşlı arılar ise yuva ve larvalarla ilgilendi. 10 gün sonra yuvada larvalarla ilgilenen yaşlı arıların yaklaşık yarısının yeni şeyler öğrenme yeteneğinin büyük oranda arttığı görüldü.
Bu arıların beyninde insanlarda da bulunan ve unutkanlığa karşı koruyan Prx6 ile diğer proteinleri koruyan şaperon proteinine de rastlandı.
Gro Amdam ve ekibi, bu sonuçların insanlarda sosyalleşmenin ileri yaşa bağlı unutkanlığın yavaşlamasına ya da önlenmesine ışık tutabileceğini vurguladı.
Araştırma, “Experimental Gerontology” dergisinde yayımlandı.
Amerikalı ve Norveçli bilim adamlarının yaptığı araştırma, yaşlı arıların yuvada sosyal sorumluluk üstlenmesinin beyinlerindeki moleküler yapının değişmesini sağladığını gösterdi.
Araştırmaya imza atanlardan Gro Amdam, daha önce yapılan araştırmalardan arıların yuvada kaldıklarında ve larvalarla ilgilendiklerinde beyinlerinin aktif olduğunu, yuvadan ayrıldıktan sadece iki hafta sonra ise bu hayvanların kanatlarının zayıfladığı, tüylerinin döküldüğü ve beyin faaliyetlerinin durduğunun bilindiğini belirtti.
Amdam, bu bulgulardan yola çıkarak yaşlı arıların yeniden larvalarla ilgilendiklerinde beyinlerinin nasıl etkileneceğini araştırdıklarını ifade etti.
Araştırmacılar, yuvadan larvalarla ilgilenen genç arıları çıkardı ve sadece kraliçe arı ve larvaları bıraktı. Bazı yaşlı arılar besin aramaya gitti, bazı yaşlı arılar ise yuva ve larvalarla ilgilendi. 10 gün sonra yuvada larvalarla ilgilenen yaşlı arıların yaklaşık yarısının yeni şeyler öğrenme yeteneğinin büyük oranda arttığı görüldü.
Bu arıların beyninde insanlarda da bulunan ve unutkanlığa karşı koruyan Prx6 ile diğer proteinleri koruyan şaperon proteinine de rastlandı.
Gro Amdam ve ekibi, bu sonuçların insanlarda sosyalleşmenin ileri yaşa bağlı unutkanlığın yavaşlamasına ya da önlenmesine ışık tutabileceğini vurguladı.
Araştırma, “Experimental Gerontology” dergisinde yayımlandı.
24 Kasım 2012 Cumartesi
Çok su içti öldü
İsveç'in Uppsala kentinde, bir saat içinde 6 litre su içen bir genç kız, beyninde meydana gelen şişmenin ardından zehirlenerek öldü.
Genç kızın hastaneye getirildiği sırada tedavisiyle ilgilenen Doktor Tomas Skommevik, genç kızın içtiği fazla suyun beyinde şişmeye ve zehirlenmeye neden olduğunu açıkladı.
Kilosu 60 ila 100 arasında olan sağlıklı kimselerin günde 2 ila 3,5 litre su içmeleri gerektiğini, çok terleme olması halinde bunun biraz daha artırılabileceğini kaydeden Doktor Skommevik, "Ancak birkaç saat içinde 5 litreden fazla su içmeyi kesinlikle tavsiye etmiyoruz" dedi.
İsmi açıklanmayan genç kızın, bir saat içinde büyük bir bardak ile 6 litre su içtiği, kısa sürede fenalaşması üzerine Uppsala Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırıldığı ancak kurtarılamayarak öldüğü bildirildi.
Genç kızın hastaneye getirildiği sırada tedavisiyle ilgilenen Doktor Tomas Skommevik, genç kızın içtiği fazla suyun beyinde şişmeye ve zehirlenmeye neden olduğunu açıkladı.
Kilosu 60 ila 100 arasında olan sağlıklı kimselerin günde 2 ila 3,5 litre su içmeleri gerektiğini, çok terleme olması halinde bunun biraz daha artırılabileceğini kaydeden Doktor Skommevik, "Ancak birkaç saat içinde 5 litreden fazla su içmeyi kesinlikle tavsiye etmiyoruz" dedi.
AŞIRI SU NASIL ZEHİRLİYOR?
Gerekenden daha fazla su tüketimi kişinin zehirlenmesine neden olabilir. Aşırı su vücutta; kandaki sodyum miktarının düşmesine (hiponatremi), hücrelerin aşırı su alarak şişmesine, ciddi fiziksel sorunlara, beyin ödemine ve ölümüne neden olabilmektedir.
| Aşırı su içmek zehirliyor |
29 Temmuz 2012 Pazar
Sağlıksız suyun nerede satıldığı da açıklanacak
Sağlığa uygun olmayan damacana su firmalarını teşhir ettiklerini hatırlatan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, satış noktalarını da açıklayacaklarını söyledi.
Van'da temaslarda bulunan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Vali Vekili Mehmet Yüzer'i ziyaret etti.
Bakan Akdağ, burada gazetecilerin damacana su analizleriyle ilgili sorularını yanıtladı.
Bakan Akdağ, halkın sağlığına zarar verebilecek üretim ve satış yapan firmalara çeşitli yaptırımlar uygulayacaklarını söyledi.
Bu yaptırımlar arasında satışın durdurulmasının da yer aldığını söyleyen Akdağ, şunları kaydetti:
''Meselenin iki boyutu var. Birincisi, damacanaya suyu koyan imalathane denilen dolum tesisi var. Dolum tesisinde damacanadaki sudan aldığımızda numuneden kirlilik tespit etmişsek bunu çok önemli görüyoruz ve firmaya gerekli cezayı veriyoruz. Bu sonuçları aynı zamanda ifşa ettik.
İkinci olarak, satış noktalarındaki damacanalardan alınan numunenin kirli çıkması her zaman firmanın kusuru olmayabilir. Satış noktasındaki depolama sorunundan kirlilik ortaya çıkabiliyor ya da satışla ilgili sorun ortaya çıkıyor. Bu satış noktalarını da bakanlığımızın web sitesinde yayımlayacağız.
Bu denetimleri yaparken vatandaşlarımızı bilgilendiremeye devam edeceğiz. Çünkü suyun temizliği ve güvenliği son derece önemlidir.''
Sağlık Bakanlığı, İstanbul genelinde faaliyet gösteren 61 damacana dolum tesisinden "Buzada", "Erpınar", "Alps", "Kervansaray" ve "Yalısu" markalarının sağlığa uygun olmadığını açıklamıştı.
Bakan Akdağ, burada gazetecilerin damacana su analizleriyle ilgili sorularını yanıtladı.
Bakan Akdağ, halkın sağlığına zarar verebilecek üretim ve satış yapan firmalara çeşitli yaptırımlar uygulayacaklarını söyledi.
Bu yaptırımlar arasında satışın durdurulmasının da yer aldığını söyleyen Akdağ, şunları kaydetti:
''Meselenin iki boyutu var. Birincisi, damacanaya suyu koyan imalathane denilen dolum tesisi var. Dolum tesisinde damacanadaki sudan aldığımızda numuneden kirlilik tespit etmişsek bunu çok önemli görüyoruz ve firmaya gerekli cezayı veriyoruz. Bu sonuçları aynı zamanda ifşa ettik.
İkinci olarak, satış noktalarındaki damacanalardan alınan numunenin kirli çıkması her zaman firmanın kusuru olmayabilir. Satış noktasındaki depolama sorunundan kirlilik ortaya çıkabiliyor ya da satışla ilgili sorun ortaya çıkıyor. Bu satış noktalarını da bakanlığımızın web sitesinde yayımlayacağız.
Bu denetimleri yaparken vatandaşlarımızı bilgilendiremeye devam edeceğiz. Çünkü suyun temizliği ve güvenliği son derece önemlidir.''
Sağlık Bakanlığı, İstanbul genelinde faaliyet gösteren 61 damacana dolum tesisinden "Buzada", "Erpınar", "Alps", "Kervansaray" ve "Yalısu" markalarının sağlığa uygun olmadığını açıklamıştı.
İki teker üzerinde bir köy
Yediden yetmişe herkesin bisiklet kullandığı Sivas'ın Zara ilçesine bağlı Tödürge köyündeki yollarda, bisikletle ilgili trafik uyarı levhaları görenlerin dikkatini çekiyor.
Zara ilçesine 14 kilometre uzaklıktaki Tödürge köyünde her yaş grubundan bisiklet kullanıcısına rastlamak mümkün. Bisikletin bir tutku haline geldiği yörede, köy içi yollarda ''20 kilometre hız limiti'' ve ''bisiklet çıkabilir'' trafik uyarı levhaları bulunuyor. Köy içi yollardaki bisiklet trafiği, bir nebze olsun, dünyada bisikletin en yaygın olarak kullanıldığı Çin'i anımsatıyor.
Küçük yaştan itibaren bisiklet kullanan 65 yaşındaki Mehmet Tanrıverdi, köyde 300 kişi yaşadığını, birçok evde birden fazla bisiklet olduğunu söyledi.
Köylerinde 200 civarında bisiklet olduğunu belirten Tanrıverdi, ''Köyümüzün içerisinde gün boyu bisikletlerle gezenleri görmek mümkün. Bu tutku, köyde yaşayanların yedisinden yetmişine hepsinde var. Çocuğundan gencine ve yaşlısına, kadınından erkeğine bisiklet kullanımı köyümüzde yaygın durumdadır. Çocukluğumuzda, gençliğimizde tanıştığımız bisiklet, bizlerde bir tutku oldu. Bir daha da bırakamadık. Tarlaya giderken, yük taşırken, gündelik ihtiyaçlarımızı bisiklet vasıtasıyla görmekteyiz'' dedi.
Köyde yaşayan vatandaşlar da yörede bisiklet kullanımının oldukça yaygın olduğunu ifade etti.
Zara ilçesine 14 kilometre uzaklıktaki Tödürge köyünde her yaş grubundan bisiklet kullanıcısına rastlamak mümkün. Bisikletin bir tutku haline geldiği yörede, köy içi yollarda ''20 kilometre hız limiti'' ve ''bisiklet çıkabilir'' trafik uyarı levhaları bulunuyor. Köy içi yollardaki bisiklet trafiği, bir nebze olsun, dünyada bisikletin en yaygın olarak kullanıldığı Çin'i anımsatıyor.
Küçük yaştan itibaren bisiklet kullanan 65 yaşındaki Mehmet Tanrıverdi, köyde 300 kişi yaşadığını, birçok evde birden fazla bisiklet olduğunu söyledi.
Köylerinde 200 civarında bisiklet olduğunu belirten Tanrıverdi, ''Köyümüzün içerisinde gün boyu bisikletlerle gezenleri görmek mümkün. Bu tutku, köyde yaşayanların yedisinden yetmişine hepsinde var. Çocuğundan gencine ve yaşlısına, kadınından erkeğine bisiklet kullanımı köyümüzde yaygın durumdadır. Çocukluğumuzda, gençliğimizde tanıştığımız bisiklet, bizlerde bir tutku oldu. Bir daha da bırakamadık. Tarlaya giderken, yük taşırken, gündelik ihtiyaçlarımızı bisiklet vasıtasıyla görmekteyiz'' dedi.
Köyde yaşayan vatandaşlar da yörede bisiklet kullanımının oldukça yaygın olduğunu ifade etti.
28 Temmuz 2012 Cumartesi
Resimli Vista Kurulumu
Windows XP Formatlama ve Yeniden Kurulum Resimli Anlatım 4
Windows XP Formatlama ve Yeniden Kurulum (Resimli Anlatım)
Bilgisayar Formatlamadan Önce Yapılması Gerekenler
| Bilgisayar Formatlamadan Önce Yapılması Gerekenler Kapmış olduğumuz kötü amaçlı bir program, denemek amaçlı kurup kaldırdığımız programlar veya sebep her ne olursa olsun bazan bütün çabalarımıza rağmen bilgisayarımızı ilk aldığımızdaki performansına döndürmemiz mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda işletim sistemimizi yeniden kurmaktan yani bilgisayarımızı ilk aldığımız haline döndürmekten başka çözüm kalmamaktadır. Ancak bilgisayarın formatlanması( yani işletim sisteminin tamamiyle temizlenmesi) ve yeni işletim sisteminin kurulması, dikkat edilmesi gereken bazı husuları da gündeme getirir. Bunları maddeler halinde sıralamaya çalışalım: 1. İşletim sisteminin yüklü olduğu bölümde(C sürücüsü) bulunan dosyalarınızı yedekleyin. Kendi oluşturduğunuz klasörleri ve dosyaları yedeklemek genellikle bir problem oluşturmayacaktır, ancak kullandığınız programların oluşturduğu varsayılan dosya ve klasörleri yedeklemeyi unutmak genellikle formatlama esnasında en çok baş ağrıtan konulardan biridir. Genellikle programlar, ayarların kaydedildiği dosyaları ve bu programlarla oluşturulan dosyaları Belgelerim klasörü içinde program adıyla oluşturulmuş alt klasörlerde saklarlar. Dolayısıyla özellikle sık kullandığınız programların ayarlarının kaydedildiği dosyaları(formattan sonra bu ayarları tekrar alışkın olduğunuz halıne getirmenin ne kadar zaman alacağını unutmayın!) ve bu programlarla oluşturduğunuz dosyaları yedeklemeyi unutmayın. 2. CD/DVD’de ya da taşınabilir bir diskte saklı tutmadığınız asıl program kurulum dosyalarınız C sürücüsü üzerindeyse bunları da yedekleyin. 3. Şayet parola yöneticisi bir program kullanıyorsanız parolalarınızın yedeğini almayı unutmayın. Bu tür programların genellikle içe/dışa aktarma seçenekleri olduğundan programın kendisi kullanılarak parolalarınızın yedeğini almak genellikle problem oluşturmayacaktır. Ancak programı tekrar kullanmama ya da kullanamama(işletim sistemi değişikliği gibi) ihtimaline karşı . csv ya da .xml gibi başka programlarla da açılabilecek evrensel bir formatta da yedek almayı unutmayın. 4. Şayet Firefox kullanıyorsanız kişisel ayarlarınızı, eklentilerinizi, eklentilerinizin ayarlarını ve parolalarınızı yedeklemeyi unutmayın. (Bu konunun detayıyla ilgili yazımıza göz atmanızı tavsiye ederim.) 5. Şayet eposta yöneticisi kullanıyorsanız ve mesajlarınızın aslını sunucuda tutmuyorsanız bunları yedeklemeyi unutmayın. Ayrıca parolalarınızı, POP3 ve SMTP sunucularınızın adreslerini de bir kenara not etmeyi ya da program aracılığıyla yedeklemeyi unutmayın. 6. Hepsinden önemlisi ise sürücülerinizin yedeğini almak. Eğer formattan sonra Aygıt Yöneticinizde alttaki benzer bir şekille karşılaşmak ve başınıza ve de midenize ağrılar girmesini istemiyorsanız sürücülerinizi mutlaka yedekleyin. Piyasada bu işi yapan ücretli ya da ücretsiz bir sürü program var ve bunlardan birini kullanarak mutlaka sürücülerinizin yedeğini alın. Bu konu ile ilgili yazmış olduğumuz ve DriverMax adlı ücretsiz programın kullanıldığı yazımızı okumanızı kesinlikle öneriyoruz. ![]() 7. Ağ kartınızın sürücüsünü yedeklemeyi unutmayın. Evet bu yukarıdaki maddenin tekrarı, ancak inanın önemine binaen tekrar ediyoruz. Çünkü diğer sürülerinizin yedeğini almayı unutmuş bile olsanız şayet formattan sonra ağ kartınız çalışıyo olursa hiç değilse internete baglanarak bilgisayarınızın tanıyamadığı diğer aygıtlarınızın sürücülerini internetten bulma şansınız olur. Aksi taktirde ise şayet evde internete baglandığınız baska bir bilgisayarınız yok ise bir arkadaşınızın ya da teknik servisin yardımına muhtaç kalacağınızı asla unutmayın. Bu listede bilgisayar formatından önce yapılması gereken işleri hiçbirseyi atlamadan sıralamaya calışsak ta unutmuş olabileceğimiz ya da sizin bilgisayar kullanımınıza özel durumlar olabilir. Bunu göz önünde tutarak okuyucularımızdan kendi tecrübe ve tavsiyelerini de aşağıya yorum ekleyerek bizlerle paylaşmalarını rica |
Bilgisayarın CD’den Başlatılması
Kaydol:
Yorumlar (Atom)







